Farklı bi’ zamanda yaşamam gerektiğine inanıyorum; zorluklarını bile bile… Günüm bugün değil. Kendimi ait hissettiğim, özgür hissettiğim, mutlu hissettiğim, rahat ve huzurlu hissettiğim gün bu gün değil. Gözlerimi kapattığımda kurduğum hayallerde, yok böyle bi’gün. Hayallerde ki karakterler aynı olsa da; duvarlar böyle örülmemiş, bu şekilde aydınlanmıyor odam ve giydiklerim daha farklı… Ama o güne ait hissetmem de ne kıyafetlerin etkisi var, ne de duvarların; insanlar farklı davranıyor aslında bugün ki insanlar olsa da daha faklı bakıyorlar birbirlerine.
Memnuniyetsizliğim mutsuzluğa dönüşmedi daha. Dönüşeceğini de sanmıyorum bu kadar pozitif baktıkça ben dünyaya. Ama memnun değilim işte.
Zamanı geri almak istiyorum, sanırım bütün insanları kaybetmeye razıyım; anılarımı da kaybettiğim sürece. Üzüntülerin daha anlamlı olduğu günleri yaşamak istiyorum, yaşadığın her anın yaşama ait olunduğunun bilincinde bi’ dünyaya dönmek istiyorum, sonra bakmak istiyorum emeklere ve emeklerin değerlerini görmek istiyorum, kışın soğuk suda elim donsun istiyorum soğuktan banyo sayısını azaltayım, ve haberler çok sonra ulaşsın bana, nal sesleri de duyayım. Küçücük dünya öküzün boynuzlarında olsun, ve çabalar, kavgalar, düşünceler uçuşsun. Evet, yakılacak birileri; yakılsın. Şimdi ki gibi hiç gibi ölmelerindense vebadan ölsünler vebaya çare bulunsun, ve bu çare şirket kavgaları yüzünden saklanmasın. Restorantların içindeki ve dışındakiler olmasın, insanlar aç ve tok olacak her daim, ama gözlerinin içine baka baka yiyenlerin sayısı, “ama…”yla başlayan cümlelerin sayısı daha az olsun ve vicdan görmeyince katlatsın, görünce katlanmasından sa, yani vicdan o zamanların vicdanı olsun… Bu kadar basit cümleler eminim ki demek istediklerimi anlatmıyorlar. Yetersizler, sönükler, düşüncelerime isteklerime tercüman olamıyorlar. Yapabilecek bi’şey yok sanırım. Yaşamayanın bilemeyeceği şey. Eğer sen de, yaptıklarından dolayı iki arada bir derede hissediyorsan kendini, sorgulamaktan başın çatlıyorsa, bu sana göre güvensizlik değilse ve keşkeyi ne kadar kullanmasanda; bankanın camında ki; “Öğretmenler Krediniz Hazır” yazısı içini cız ettiriyorsa, bu yazının altındaki banka müdürünü çileden çıkartan deli gülümsetiyorsa seni, 60′ında ayakta zor duran amca 20sinde işe yaramaz gençlerin pisliklerini aç aç topluyorsa ve bu senin için acındırma değil, abartma değil, baş ağrısı sebebiyse, bütün insanları ikna etmek istiyorsan, aynı yerden aynı şeyleri görmek istemesende ortak kümelerde birşeyler arıyorsan.. belki sende benim gibi düşünüyorsun ve yaz…………………………………………….
Cümlelerin bitesi yok, anlatmak istediklerim gibi bende kafamda bacaklarımda kalbimde beynimde karışığız hatta bazen klavyenin üstünde dolaşan ellerim de karışık. İstediğin gibi düşün, türkçe öğretmenimin tersine çeşitliliklerden memnunum itiraz edeceklerim oluyor, tartışacaklarım oluyor ve ikna etmek için çabalayacağım insanlar oluyor. Yani benden farklı bir çeşit olabilirsin, gördüğüm görmüyor olabilir düşündüğümü düşünmüyor olabilirsin, emin ol senin ki hayır bunu düşünüyorsun aslında, hayır aslında bunu hissediyorsun demeyeceğim sana, belki sende demezsşn kim bilir… Bakkıyorum ve dinliyorum, işime geleni yorumluyorum, ama yaptığın söylediğin şey senin isteklerin, senin kontrolün ve baskı altında değilsin ve bunları yapmak istediğin içinyapıyor ve yaşıyorsun; olayın ‘aslında..’ kısmı yok aslında. Ne kadar farklı başladı yazı ve ne kadar farklı şekilleniyor. Okuyana göre yazmadığım için sanırım, hani üstü kapalı günlük gibi olduğu için okurun görüşü ne kadar umrumda bilmiyorum. Duyunca umrumda olacak ama yazarken, ilk yorumdan önce hiç bir zaman bütün yazıyı okumayacağım için umrumda değil. Umur nedir ki? üzerinde açtığı yara mı, bıraktığı iz mi? üzerimde şu anda bu yazı bir iz bırakmıyor, bir yara açmıyor, sonrasını düşünmeden yazıyorum ve sonrasında olacakları sonra düşüneceğimi düşünüyorum. Ne birilerine birşey anlatmaya çalışıyorum bu yazıyla, ne de edebiyat dünyasına farklı bir bakış açısı getirmeye. Aklımda ki kelime dizimi devrik, cümleler bağımsız ve ben bunları yazarken milyonlarca şey düşünüyorum ve sadece küçük bir kısmını yazıya geçirebiliyorum ve bu yazdıklarım okuyacak kişilere karşı bir savunma değil. Sanki öyle gibi değil mi? bende bi an öyle hissettim. Ama değil ve bunu ben bilebilirim, komik olan da bu sanırım; hadi canım bariz bu diye duyduğum sesler sinirime dokunuyor yani güvensizlik değil mi bu? yani hayır derken bi insan niçin evet demek istesin? bir insan neden söylediği sözlerin tersini söylemek istesin, ima ne demek, ve neden ben bunu yapma gereği duyayım ve ben bunu yapmadığımı söylerken neden insanlar bunu yaptığıma inansınlar. Ben mi çok basit düşünüyorum, sen mi çok karmaşık düşünüyorsun? Uykusu varsa bir bebek neden sessiz huzurlu yatağında ağlasın, neden bir ayakta sallanmak istesin?
Yoruyor bu dünya beni, dönüyor da dönüyor. insanları dönüyor da dönüyor bir yandan. İmalı laflar, bir kelimenin yettiği yerlere bilmediğimiz kelimelerle paragraflar, anlamsız gelen sözler, anlamsız sözlerin anlatmak istediği anlamlar, aslında anlamı o olmayan anlamı farklı sözlerin anlattığını anlatmak isteyen sözler, sözler, sözler… Kafada dolaşan bin bir tilki. Yoran yaşam, yoran insanlar. Gözlerini kapatmak istemek… Kafayı geriye atıp, yalnızlığı iliklerinde hissetmek, hem de her yerde yapabilmek bunu… Çok zor bu devirde çok… Keşfedilmemiş yerler arıyorum, keşfedilmemiş ve keşfedilmeyi beklemeyen, hazırlıksız yerler… ve orada yeni doğan, saf katıksız, oyunu kuralına göre oynamanın bilincinde olmayan bebekler; akıllarından yaşam dışında bi’şey geçmeyen, sorgulayan ve sorgulamaktan çekinmeyen, sorgulamadan sorguladım demeyen, dünyada ufacık bir değer olmasına karşın kendisini çevresinin efendisi görmeyen ve insanları kendi doğrularıyla yargılamayan önyargısız küçük insanlar…
Bu ne kadar yormuş beni farkında olmadan… Kulaklarımda insanların sesleri çınlıyor “Hayır sen aslında bu şekilde hissediyorsun!” ve onlara açıklama yapmak zorunda hissetmek… ve bende öğreneceğim, onlara gülüp geçmeyi ve dünyamı istediğim gibi kurmayı, on doğrunun on birincisine yeterli olmadığı bir dünyam var ve tek isteğim benimkini değiştirmeye çalışmamaları, benim onlarınkine çalışmadığım gibi… Değiştirmek büyük erdem, ben yaptım demek, katkısı olduğunu düşünmek kendi doğrusuna doğru büyük kocaman bir erdem… kutunun kenarlarından taşmaması insanın, kutunun içine silmece kusursuz oturması… Normallik ve anormallik… Çeşitlilik ve normallik… Nefes aldığım sürece, karnımı doyurarak açlığımı giderdiğim,su içerek susuzluğumu giderdiğim, üreyebildiğim sürece, bir hacmim bir kütlem olduğu sürece yani uzayda diğer insanlar gibi yer kapladığım sürece normalim; istediklerimi diğer insanlardan daha rahat söylüyor olabilirim, kafamda tasarladıklarım kendi çıkarlarımdan öte başkalarının çıkarları oluyor olabilir, sevgimi farklı şekillerde gösteriyor olabilirim, fakat eminim dünyada bu şekilde olan bir çok insan vardı var ve var olacak zamanı duvarların şekli kıyafetleri konuştukları dil farketmez… ve onları bulduğumda…
Demem o ki, dünya üstüme üstüme dönüyor…