Yapacak işleri yapmamak çok ayıp birşey. İnsanlar görevlerini, sorumluluklarını bilmeli; çevreyi temiz tutmalı, derslerine çalışmalı, annesine babasına iyi davranmaları, öğretmenlerine saygılı olmaları gerekir ayrıca o insanların, değil mi? Bunun ders kısmında patlıyor sanırım.
Yapılması gereken bilyorlarca işten biri sadece şu sınavlara girmek ama gözümde öyle büyüyorlar ki.. çalışamıyorum.. onlar büyüyor ben çalışamıyorum.. Aradığım fotoğrafı da bulamadım zaten(burdan alparslana sosyal mesaj da vermek istiyorum tabii ki)
Müzikler ve filmler sardı dört bir yanımı birkaç gündür. Gerçek dünyayla bağlantı kurmakta zorlanıyorum. Sabah kalktığımda tost makinesinde ekmek kızartmak, yanında portakal suyu içmek ve kahve makinesinin düğmesine basmak, gazetemi alıp içeceğimi yudumlamak, gökdelenin tepesindeki işime gitmek, yolda insanlara günaydın bay bilmemne diyerek selam vermek… Silkeleniyorum ve ufak gökdelenimizden İzmir’e bakıyorum. Hani kafanı boşaltacaktı bu filmler, hani yormayacaklardı.. Nıç nıç.. olmamışlar. Bilim kurgu filmlere olmadı polisiyelere geçiş yapmak lazım.. Asansörümüzün direk beni okula götürmeyeceğini düşündükçe deliriyorum bilim kurgularda, polisiyede de bütün komşularımız katil oluveriyorlar.. Bir Ocean’s dizisi de canımı sıkabiliyor. Bittiklerinde deliriyorum. Bitmesin filmler! Beğendiğim film hayatıma yansısın olmaz mı? Hani sokağa çıkayım, ohh mis süper hava her daim, psikolojime uygun fondan da müzik gelsin; kulaklıklar başımı ağrıtıyor. Hava kötüyse bunu süper hüper bir rastlantıyla unutulmaz kılalım, kötü herşeyin ödülü olsun mesela. Hayat film olsun bıdıbıdı… Sonra sokağa çıkınca herkes zengin olsun mesela, hiçbir sorun olmasın, o gülen yüzler.. Kötüler hepten kötü olsun ayrıca, yani geçmişler önemsiz olsun iyi iyi olsun kötü de kötü. Anlaştık!
Müzikleri yapanlar her daim aşık mı onu da merak ediyorum ayrıca; yani şimdi romantik şarkıcı baha her daim romantik mi? Adam sürekli birine aşık ve sadık ve ve ve mi? Tarkan dön bebeğim diyor mu yıllarca aynı kadına? Bunlar hep iyi insanlar mı şarkılarını sevdiklerim? Film kahramanları kızların aşık olduğu jönlerimiz ve erkeklerin “taş” dediği artiz kızlarımız… Sizler nesiniz alasen? Babamlarının işyerlerinin çıkışında bir jazz barları bir oldies mekanı neden yok? Babam ve annem niye oraya gidip ellerini şıklatmıyorlar? Neden kıraathane ve mutfak kullanıyoruz. Mutfağımız niye ayrı bi yerde? Ben salondan bağarınca ses niye kapıdan çıkıp sola dönmek zorunda? Ses hızıda bi hız sonuçta, vakit kaybetmemiz lazım. Kahvelerimiz niye bi çirkin? Niye ben o izlerken aldığım kahve tadını içerken alamıyorum? Kahve içmek istediğimde içinde starbucks kahvesi içilen bi film mi izlemem gerek? Erkekler özlerinde bu kadar romantikler mi yahu? Yok daha neler =) Ama güzel olan o değil mi? Bu şekilde bir erkek gelse kapıyı göstermeyi de biliriz hani.. Erkek adam duygusunu göstermez arkadaşım! öhöm tamam geçti.. Ay ne romantiiiik…
Yok yok bu filmler bana çok fazla. Müzikleri de anlamadığım dillerde hareketli parçalar yapmalıyım. İyi bir değişim. Sonra, filmler ne olsun ne olsun?? Le Guin’in kitaplarını film yapsınlar! Olur valla! Kaçırdığın şeyler fazla kayıpta olmaz; bi dogville değil sonuç olarak ne de bir Just Like Heaven; ah uleyn dedirtecek.. Evet evet.. sevdim bu fikri! ..de biri çeksin, izleyelim, final dönemi bitiyor daha dişe dokunur film izleyemedik..
Ben kalkıp problem çözeyim az…
“No Comments yet…” yazıyordu yorum sayısını gösteren kısımda. Ben de buraya “No comment!” yazmak istemiştim ama espri yapıyormuşum gibi olur diye vazgeçtim. Şimdi de söyleyecek bir şey bulamıyorum. Ha, gevezelik etmek zorunda mıyım? Değilim elbette ama yorum yapamadığımı çünkü bazı yerlere katıldığımı, bazılarına katılmadığımı, bazılarını ise hiç anlamadığımı bir şekilde ifade etmek istiyorum.
“Tamam çocuğum, sakin ol!” (Commenter burada kendine sesleniyor. Commenter da neyse artık.)
By: nafile on Mayıs 26, 2008
at 11:35 pm