Gönderen: devrimgunyel | Ekim 14, 2007

bayram…ama kime göre…

Bugün bayram..hatta bayramın 3.günü…ama ne bayramı? kime göre bayram bide üstüne? neye göre bayram sorusu geliyor arkasından?

severek kutluyoruz yarı müslüman bi’ aile olarak bayramı; “sıkıyorsa kutlama”yı hissetmiyoruz, insanlarla vakit geçirmeyi seviyoruz ailecek.İyi bayramlar demeyi seviyoruz uzun bi’ zamandır görmediğimiz insanlara, bayram münasebetiyle ailecek vakit geçiriyoruz başka ailecek vakit geçirenlerle… Biz seviyoruz bu bayramı kısacası; nice bayramlar göresiniz diyoruz…

Peki ya sevmeyenler? düşündüm de; bir adet hristiyan ailemiz olsaydı şu komün apartmanımızda. Bir de üstüne Amerikan biri olsaydı(ne işi var onların bizim apartmanda değil mi? hayal gücü işte dışlamamak lazım..) biz gidip onların ramazan bayramını kutlar mıydık? yani gidip evinde bizi ağırlamasını bekler miydik? şeker, baklava, ufaklıklara bayram harçlığı; mendil bekler miydik? bu sorumluluğu yükler miydik onlara? ya da bunu yapmadıkları için dışlar mıydık onları, yadırgar mıydık; “Bak şu Amerikalının yaptığına! Çok mu zor bi kilo şeker alıp çoluk çocuğu sevindirmek? Görgüsüz, asosyal, anarşist, komünist, faşist, emperyalist, ukala…bıdıbıdıbıdbıdıbıd” der miydik? Bence demezdik ya… Niye diyelim ki; onlar oralarda, noellerinde; bizim teyzelerimizi , amcalarımızı, çoluk ve çocuklarımızı ökseotunun altında bi fincan kahve isterken kıstırdığında öpselerdi, adettendir diyip bozmaz mıydık?(evet bozmayabilirdim, yani ben belki, ama şimdi kişiden kişiye göre değişir sanırım ne biliyim bu örnek geldi aklıma; teyzem bozar gibi geliyor hele üç aylara denk geliyorsa kesin bozar…) ya da ” Çocuğun doğum şarabı, böyle bizde herkese dağıtılır, buyrun sizede getirdik; buda peder onun elinden içeceksiniz ekmeğiynen” deseydi; bismillah deyip içer miydik acep? Yapmazdık sanırsam.. Hem bunu yapmazdık, hem de zorla ramazan kutlaması yaptırmazdık kendilerine. Yadırgamaz, yargılamazdık.. Ne hristiyanını, ne yahudisini, ne budistini…Peki; sebep? Farklı bir dinden olması mı? Farklı bir kültürden olması mı? Farklı bir ırk mı sorun? Sonuç olarak bu müslüman kültürü ve müslüman olmayan türkiyeliler de birbirlerine “İyi bayramlar üstat!” diyor değil mi arife günü öğleden sonra ayrılırken iş yerinden, kahvesinden, cafesinden.. Hoşumuza gidiyor (yani ben seviyorum bu işi ). Ama müslüman olmadığı için bir hristiyanın bunu yapmasını beklemeyiz. Peki bizim müslüman olmayan ama aynı zamanda hristiyan, yahudi, budist, vb. olmayan ailelerimiz; arap olmayan, amerikalı, fransız, israilli, alman, rus, japon olmayan ama türk olan ailelerimiz bu sorumluluğu hissetmek zorunda mı? bize baklava, şeker, mendil, ufaklıklara para tedarik etmek zorunda mı? Bence zorunda değil ama.. Ne bileyim istemeden bekliyoruz sanırım bunları onlardan; evet güzel bir adet bu zamanda, birliktelik güzel oluyor sanki; görmediğin insanları görmek, zaman geçirmek, gülüp eğlenmek, tatlı yiyip tatlı konuşmak… Ama bunu herkes beğenmek zorunda mı ki? Acıdım birden onlara, adı koyulmamış bir azınlık olmak pek bi’ zormuş…

Ne dinliyorum ben ya :

ne okuyorum : Baba ve Piç- Elif Şafak
baba ve piç-elif şafak
……
“Peki hiç yerli müzik deinlemiyor musun? Türk müziği:…ne biliyim, Türk popu…”
“Türk müziği mi? Eksik olsun,” dedi Asya yapışkan bir seyyar satıcıyı kapıdan kovarcasına elini sallayarak.
Bir zihinsel sınıra tosladığını anlayan Armanuş üstelemedi. Belki de kendi köklerinden nefret etmek Türklerin sık sık yaşadığı bir derttir, sonucuna vardı.
……
“Gördün mü,” dedi Asya. “Hayatta en sevdiğin meşgale sözkonusu olduğunda sen de tercihlerinde yerel takılmıyorsun… Okuma listen bana hiç de Ermeni gelmedi.”
Armanuş hafifçe kaşını kaldırdı. “Edebiyatın gelişmesi için özgürlüğe ihtiyacı vardır,” dedi başını sallayarak. “Ermeni edebiyatını geliştirmek için pek fazla özgürlüğümüz olmadı ki…”
…..

ne içiyorum : çay
çay

neye bakıyorum : tosbaaya( kafasını su yüzüne çıkartmış güneşleniyor yavrucak.. pek bi yalnız)

Gönderen: devrimgunyel | Ekim 6, 2007

güzel günler…

Gelen son maille bu yazıyı yazmam kesinleşti… Çokça teşebbüsümden sonra Eser’in yolladığı yazı “E hadi!..” etkisi uyandırdı; ve bu sebeple ki şu anda bu yazı yazılmakta (umarım..yani…yazarım heralde…aslında gözüm cumada, kahve getirecekti.. ki getirdi sağolsun ama kahveyi bırakıp gidecek sanırsam öyle gibi tamam hıh gitti gelecek ama..o zamana kadar yazarım sanırsam..umarım..sanırsam evet olabilir…)

Herşey youtube da cosby ailesini görmemle başladı; yaklaşık bir yıl önceydi.. aklıma ilk gelen; okul olmamasına rağmen sabahın 5′inde kalkıp trt-1 de Cosby Ailesi’ni izlememdi… Cosby Ailesine yıllar sonra tekrar bi ilgi duymamda tabii ki “Bir Genç Kızın Gizli Defteri“‘nin etkisi büyüktü… Malum, ben ortaokuldayken Cosby Ailesi eski sayılıyordu(ya sadece yaşımı bilenlerin okuduğunu varsayıyorum, affeyleyin.). Ne değişti o günden bu güne;artık o kitabı güzel bulmuyorum, ama hala Cosby Ailesi’nin yokluğunu hissediyorum… Teker teker bulunup izlenen Cosby Ailesi ardından Susam Sokağı‘nı getirdi; birde Alf geldi Ömer’in hatırlatmasıyla (ya da ben Ömer diye hatırlıyorum…). Televizyon hastası ben şimdi karşısında sıkılır oldum, bazen yalnız yememek için karşıma alıyorum kendisini ve elimden geldiğince eski günleri yad ediyorum. Hoş bu çabalar nafile… Ondan çok şey götürmüşler; renklerindeki canlılık canı mı sıkar oldu(Ayrıca eve yeni televizyon alınmasından da korkuyorum, daha da beter olur diye..); hani şu son çizgifilmlerde ki renklerin bi farklı olması ona ilgimi daha bi azaltıyor… ben dragon ballumu, susam sokağımı, cosby ailemi, alfi, tsubasamı, power rangersımı ve ardından çıkan çocuklara yönelik korkulu öyküleri(hatırlayan varsa söylesin, benden başka hatırlayan yok kendi hayal gücü ürünüm olduğuna inanacağım yakında yoksa..), darkwing duckı, küçük luluyu ve lülelerini, dedektif conanı(bulan varsa benimlede paylaşabilir mi?), şeker kız candyi, tenteni, galaksi şovalyelerini, fantastik fouru(valla türkçe adını hatırlamıyorum, dışlamayın.), he-man ve she-ra’yı(bunlar kardeş değil sevgili olmalıydılar), bay meraklıyı, laff-a-lympics olimpiyatlarını, transformersı, voltranı, richie richi, marcoyu, muppet showu(ama benim hatırladığım biraz farklı yani şu en son cnbcde olandan değil; bi çatı katındaydı bunlar küçüktü falan…), böyle vücudun içinde dolaşıp duran ve bize hep bişeyler öğreten çizgifilmi, alvini, ağaçkakan woodyi(çok severdim yakın bi’ zamanda televizyonda denk geldim çok sıkıcı geldi üzüldüm), a takımını, kaptan mağara adamını, donald duck ve ailesini(varyemez amcanın hastasıydım), acmeyi, lady oscarı, müfettiş gadgetı, garfieldı, beverly hillsi(ne arabaydı o değil mi?evet, evet), denverı, çiçek kız luluyu, vikingleri, arı mayayı, sherlock holmesu, evli ve çocukluyu, bu dünyanın dışından’ı, full houseu(bizim ev’di değil mi?), altın kızları, kara şimşek’i, emret bakanımı, tatlı cadıyı(burnumu kaç kere oynattım!hep umudum vardı hala var…), ve daha hatırlamadığım nicesini… evet 7gün 24saat tv karşısında zaman geçiren bir çocuktum, kabul ediyorum ve zor atlattım…

Bi’ tek çizgifilmler mi kaldı aklında derseniz ve dersek veya dersen; sanmıyorum ben o günleri tümden özlüyorum. O zamanlarda da derdim, büyümemeliyim; yapamam ben diy. Güldüler. Olmuyo işte, hala gözüm arkada. Çocukları bile büyük bi’ devri yaşıyoruz. Sürekli çok zeki olduklarından dem vuruyoruz, çok olgun olduklarından, seçimlerinin büyüklüğünden, gurur duyuyoruz bunlarla; bilgisayarın karşısında oynadıkları oyunlara seviniyoruz, sokağa inmediklerine seviniyoruz; güvensiz oralar çünkü, hissettiremiyor o güveni bize, vınnn geçen arabalar, eli pıçaklı kardeşler, kafası bulutlara yakın insanlar, küçük çocuklardan kendilerine koleksiyon yapan teyzeler… korkuyoruz değil mi? yaşasın bilgisayar diyoruz. Eve gelmeyen komşu çocuklarıda sevincimiz ayrıca, yada geldiklerinde zaten kardeş kardeş bilgisayar oynuyorlar; biri yanınca diğeri, oynarken biri izler arkadan diğeri “hmmm?!…” edasıyla; sessiz sedasız, gözler birbirine değil ekrana bakar, bu sebeple öncelik sırası dışında bi tartışma yoktur ya da bi anlaşma… iletişim sorunu ne zaman başlar peki? evcilik oynamayan çocuk mu olur? doktorculuk oynamayan? kamyonları yoksa eğer çocuk mu olur insan? hani bebekleri?olmuyor internetten barbieleri giydirip makyaj yapmakla,yakışmıyor sanki 5 yaşındaki çocuklara, ya da affınıza sığınıyorum; ben yakıştıramıyorum… Bundan 7 yıl önce buraya taşındığımızda, her yaz akşamı; topu topu 30 dairesi dolu olan bu yerde bisürü çocuk toplanır, kavga gürültü bi sürü oyun oynardık, üstüne birde çöpleri toplar; izmaritleri, görsün diye içen büyüklerimiz, kapının önüne koyardık. Düşünür kağıtları toplamaya karar verirdik, ve bomboşilan duvarına büyük harflerle yazardık ” KAĞITLARINIZI NORMAL ÇÖPE ATMAYIN! BİRİKTİRİN TOPLAYALIM!”… Topladık mı? Topladılar mı? Topladılar ve de topladık…belki kimimiz sadece 1 kere yaptı bu işi belki de hiç, ama hala aramızda kağıtları ayrı toplayanlar var… 7 yıl sonra, kimse yok aşağıda ve apartmanda 64 aile var… 3 yıl önce toplanıp countera giderlerdi; counterın modası geçmedi ama internet cafenin geçti(sanırım…)… bilgisayar düşmanı değilim, aman diyim; teknolojinin iyi kullanılması durumunda olacak güzelliklerden bi haber de değilim; dönen dünyanın pek tabii farkındayım; ama komşumla msnde konuşmaktan pek de hoşnut değilim doğrusu…

Parklarda ki oyuncaklar artık daha sağlam sanki, biz ne zaman sallanmaya gitsek kırık olan salıncak allah baba nazarlardan saklasın bikaç yıldır sapasağlam ve allah baba tekrar sağolsun ki park her daim boş; kıçımız zor sığsada salıncağa geçmişe inat sallanıyoruz… Bundan yıllar önce(ki ben parka gideridim o zamanlar) yaz aylarında, akşam 5 gibi, tıklım tıkış olurdu parklar, sabırla beklenirdi salıncak kuyruğunda, kaydıraklardan tırmananlar kaymak için sırada bekleyenlerin az çocuk beddualarını almadı hani, boyumuzun yetmediği komando eğitim kısmında ellerimizi bırakmadan bakalım ne kadar ilerleyebilecektik ellerimiz acısada gurur vardı bi kere, bisikletliler kum dolu parkın etrafında “Aman yavrum, dikkat!” tezahuratları içerisinde turlarını atarlar arada halka karışıp kayarlardı… o zamanlar bloglarda yemek tarifleri yoktu tabi, çekirdek çıtlayan ebeveynler bi yandan yemeği pişirirlerdi, bi yandan öğretmeni çekiştirir(öğretmen veliler bile!), bi yandan çocuğa bi yandan karşı bankta oturan diğer grup kadına bakardı.. çok verimli veliler ise kazakların anasını ağlatmışlardı hani… “Anneeee!..suuuuu…” diye bağıran çocuğun yüzüne bakmadan, çekirdekli siyah ağzını, elleriyle silip bi yandan yanındaki bayana anlatmayı (her ne anlatıyorsa artık..) kesmeden suyu içiren teyzelere hayrandım ki hala hayranımdır da(çok terbiyeli insanlar, karşılarındakinin laflarını kesmedikleri gibi kendi laflarını da kesmezler, göz temasını ise hiç mi hiç kesmezlerdi). Çok bi ordan burdan oldu muhabbet farkındayım, hani toparlayamayıp çok uçurdum cümleleri, ama inan(ın) elimde değil, söyleyecek bi dolu şey var ağzımda, ellerim hepsine yetişemiyor… tabi bunda yazın akşam 5 gibi gidilen koskoca güzel mi güzel bir parkın boş olmasının etkisi çok büyük, salıncakta sıra beklememenin de(4 tane salıncak vardı ve sapasağlamdı, biz de 3 kişiydik), kaydırakların temizliğinin de…keşke dolu olsaydı da sıra bekleseydik de binemeseydik dedim kendi kendime ve sesli…yerlerde kabuklu yemiş artıklarıda yoktu… üzücü gibi sanki, yani bana öyle geliyor ya da… saklambaç oynamak istiyorum, sonrada renkli istop, 8kiremit ayrıca ve de yerden yüksek(sevmezdim hiç), komşunun evine gidip evcilik oynayasımda var hani, atari bile oynamak isterim kasetleri kalmadı sanırsam… he bide kışın sobada kestane yapasım yiyesim portakal kabuklarının kokusunu alasım var…

buraya yazamadığım çok şey yapasım var aslında; bisürü hemde bisürü… ama büyüyesim yok, hadi ben büyüdüm; bari çocuklar çocuk kalsın… Yaşasınlar çocuk gibi; yaramaz olsunlar, ağlasınlar, gülsünler, sus desinler onlara, anneleri akşam ezanıyla eve gel desin, annesine yalvara yalvara çıksın sokağa, öfff dedirtsin, illallah getirtsin, düşsün; eli yüzü çamur, kolu bacağı çizik gelsin(gelsin de yeter ki…), çantaları cıvıl cıvıl olsun; kahverengi deri düz renk çantalar neyine onların, Tom ve Jerryi(ya da herhangi bi çizgifilmi) KanalD’de izlesinler, showda izlesinler, trtde izlesinler; çocuk kanallarında değil(neden?demeyin, öyle işte…). Akşam erken yatıp sabah erken kalksınlar; miskin miskin uyumasınlar sabahları yataklarında; öğle uykusundan nefret etsinler, makarna en favori yiyecekleri olsun, ketçabıyla mayoneziyle… çocuk olsunlar işte; burnundan getirtsinler annelerin babaların… Öyledirler belki hala, ama neden buralarda yok öyleleri…

Ha mail… evet…oda şöyleydi :

· Süper Baba’nın müziğini flütle çalmışsanız

· LC Waikiki veya benetton tüm
renkleriyle kıyafetlerinizde önemli markalar olduysa…

· SHOW TV’nin müziğini hala hatırlıyorsanız dup dıbu dıp dıp dıbı dıp dum…

· Tabi ki bir de :İyi TV eyç bi bi, eyç bi bi iyi TV

· Önce hüplet sonra gümlet’ hayat felsefeniz olmuşsa

· Bizimkiler dizisi ertesi gun okul oldugunu bi sureligine unutturduysa

· Parliament pazar gecesi sinemaları müziğini
duyduğunuzda içinizde hala garip duygular uyanıyorsa (yarın okul var hüznü, ailenin seni yatırıyor olmasına duyduğun kızgınlık, o güzel mavinin romantizmi.. .)

· Polis Akademisindeki her sesi çıkaran adama hayranlık duyuyorsanız

· Elm sokağında kabus yüzünden hala yatağın altına bakmaktan korkuyorsanız

· Chucky yüzünden en sevdiğiniz oyuncağınızı bile
göz önünden kaldırmışsanız

· Okulda coca-cola kutusunu ezip mac
yaptiysaniz (kızlar yan yatırıp üstüne tam ortasına ayagı yerlestirip ustune basıp yururlerdi, topuklu ayakkabı gibi olurdu)

· Apartmanin altindaki zil veya taksi diafonuna basmak müthiş heyecanlı bir yaramazlıksa

· Tutti frutti çok ayıp ve olağanüstü merak uyandırıcı bir şovsa

· Dört tekerlekli ayakkabının üstüne takılan patenlerden sonra roller bladeler size büyüleyici geldiyse

· Bakkala gönderilmenin en güzel yanı küçük sarellenin dibini minik plastik kaşığıyla kazımak veya leblebi tozu yiyip konuşmaya çalışmaksa

· Aterideki ördek vurmaca oyununda silahın nasıl çalıştığına hala kafa yoruyorsanız

· Işıklı spor aykkabılar hava atmanın önemli bir unsuruysa Bayramda harçlıklarla aldığınız ilk şey kinder süpriz yumurtasıysa( kağıdını tırnakla yırtmadan
dümdüz yapmak da sabır ister doğrusu)

· Clementine sizde derin izler bırakmışsa

· Kasete kayit yapilabilmesi icin alt tarafinda bulunan karelerin bantla kapatilmasi gerektiğini öğrenmenin önemini biliyorsanız
Commodore 64′de tornavidayla kasetin kafa ayarını yaptıysanız

· Anne saat kaç, simiiit, birdir bir, çay kahve gazoz, akşam ebesi, dansa davet, çatlak patlak, yakan top gibi kalabalık oynanan sokak oyunlarından sonra anneniz sizi balkondan yemeğe çağırmışsa

· ‘bandıra bandıra ye beni’ şarkısını hızlı söylemeye çalıştığınız günler varsa

· Rönesans sanatçılarını ilk kez Ninja Kaplubağaların ismi
olarak tanıdıysanız

· Tele On diye bir kanalı hatırlıyorsanız
Haftasonları çizgi film izlemek için errken kalkmanın ne demek olduğunu biliyorsanız

· Şirinler geyiğini arkadaşlarınızla mutlaka çevirdiyseniz
(Şirine aslında Gargamel tarafından yapıldı…)

· Beğenseniz de beğenmeseniz de tüm çizifilmleri art arda izliyorduysanız

· Bir Başka Gece çocukluk hayatınızdaki en görkemli şovsa Pazar geceleri yıkanma günüyse

· Seden Gürel’in neden öyle giyindiğini şimdi sorguluyorsanı z
Müzik yelpazesi hayatınıza büyülü yabancı müzisyenler kattıysa

· Bir sanal bebeğiniz olmuşsa,

· Tetris’i süper hızla oynayabiliyorsanı z,

· MIRC ergenliğinizin önemli bir parçası olmuşsa(a/s/l ne demek biliyorrsanız)
ICQ nun 11 haneli rakamını ezberlemeye çalışmışsanız.

· Pili bitmesin diye kasetleri kalemle havada sarmışsanız,

· Çizgifilm şarkılarının ingilizce veya japonca olsa da ezberlemişseniz

· Kokulu silgiye, deftere, kaleme harçlığınızı yatırdıysanız.

· Cino,Eti Cin, Eti Puf, ABC, Balık Kraker, Negro, Bonibon,Topitop, Yumiyum…vb çok seviyorsanız ve her zaman yeme kabiliyetiniz varsa

· Sulugöz’ü düşününce bile ağzınız sulanıyorsa
Küçük bir kızsanız Sindy ile Barbie’yi karşılaştırıyorduysanı z
Tsubasa’yı ve küre biçimindeki sahanın sonundaki dev kaleyi hatırlıyorsanız

· ‘Hey Corç versene borç’ deyince cevabı hemen yapıştırabiliyorsanız

· Macarena dansını yapabiliyorsanı z

· TV den çekilmiş çizgifilmli sayısız kere izlediğiniz VHS leriniz varsa
Telefonların jetonla çalıştığını hatırliyorsanı z

· İstop diye bağırdığımızda renk yakalamaya çalışırken onun aslında stop olduğunu uzun zaman önce çözmüşseniz Saçları renkli ve uzun patlak gözlü çirkin trolleri bile bir furyada satın almışsanız.

· Capri Sun ın reklamı ve melodisini hatırlıyorsanız. Annenizin mavi ped torbalarını şişirip patlattıysanız.

· Power Rangers’ın renklerini hatırlıyorsanız

· Mc Donalds a gitmek için ailenize yalvardıysanız

· Olacak O kadar, Yasemin’in penceresi, Hadi Anlat Bakalım, Adam Olacak Çocuk, Saklambaç.. gibi programları hatırlıyorsanız.

· Lambada’nın müziği kulağınızda çalabiliyorsanız

· ‘Nereye çufçufluyoruz’ un kimin dediğini biliyorsanız.
Sayısız joystik kırdıysanız ve gün gelince artık joystik satılmadığını fark ettiyseniz

· Fame City cennetle eşdeğerse

· En sevdiğiniz sayı altıysa

· Prince of Persia’da alttaki dikenlere düşünce çıkan dınnzk sesini ve kanları hatırlıyorsanız

· Mon Ami 48 lik boyalardaki altın ve gümüş renkleri statü sembolüyse

· Gençlik hayaliniz Beverly Hills teki havuzlu arabalarsa. Uhuyla oynamanın zevkini biliyorsanınız

· Kolalı jelibonun önce kapağını yediyseniz

· annenizin poşetler dolusu taso,misket, sporcu kağıtları,gazoz kapaklarını attığını öğrenince ağladıysanız

· Peçete, kağıt, poşet vb… koleksiyonu yapmışsanız> …
EVET YAŞLANIYORUZ! :)

ne izliyorum kısmına gelirsek eğer(bu sefer liste biraz kabarık) :

(ama listenin hepsini kabul etmiyormuş napalım…)

ne yiyorum : sıcak bişeyler
ne içiyorum : soğuk bişeyler
ne dinliyorum : Ahmet Arif – Suskun
ne okuyorum : Ağaçkakan - Tom Robbins
napıyorum : uzanmış bişeyler karalıyorum(klavyeyle)

Gönderen: devrimgunyel | Eylül 21, 2007

abandoned rural house by tiginzero

Burası herkeslerin oturduğu salon olsun..elektrik yokmuş biliyor musun? televizyon gelememiş bitürlü buralara…ama pilli radyo varmış bitane; camın önünde hemen…kafanı daya dibine, fazla açma sesini rahatsız olur dedenler; dinle şimdi radyo tiyatrosunu…öyle güzel ki…müzik gibi birşey senin için;anlam veremeden bakıyorlar ama sen anlam veriyorsun dimi?bakışlarında da var o anlam…onlarda nelere anlam veriyor kim bilir? nenen örüyor sanırım bi’şeyler, torunlara… deden bu yaşında adam; anlatacak çok şeyi var…bi gözü radyoda, onun oyuncağı da o; seninki çamursa çomaksa…oyuncağını bozma emi?oynama tuşlarıyla, dinle sadece ama dokunma…sessizce dinle…annenin elleri 50yaşında, annenin gözleri 50 yaşında, annenin saçları 50 yaşında…annen 30unda…kolay değil bunca insana bakmak…ana kelimesi bu yüzden mi bu kadar anlamlı? bu bulaşıklar mı ana yaptı onu, bu çamaşırlar mı?birşeyler bekleyen bu misafirler mi? çocukların aç karnımı yoksa?bi eksiklik var evde, büyük bi eksiklik…nerede bu koca adam? görmelisin onu; bakmalısın gı;ptayla; böyle olacağım işte demelisin, yıllar sonra görmek bile istemeyeceğin adama bakarak…nerede?kim bilir…
Radyo tiyatrosu devam ediyor…arkası yarın mı yoksa?aranan katil mi olmak istersin, yoksa onu bulan mı?kimsin sen?bakma öyle; sen seçeceksin istediğini…seçebilecek misin? seçtirecekler mi sana? soracak mı birileri? barajın yanında ki evin elektriksiz olmasını sen istemedin mi? okulun kilometrelerce uzakta olmasını da? olmayan yollar senin seçimin… uzaklara bakmak senin seçimin..bu evi terkedip gitmek…görememek bir daha içinde dolaşan kardeşlerini…sen seçtin değil mi herşeyi.niçin şimdi bi suçlu arar durursun ki?dönüyor işte dünya,istesen durur…

________

bazı fotoğraflara bakarsın ve kendini onlara o kadar sıcak hissedersin ki.değilsindir o an’a…bi’ yaşanmışlık hissedersin…kimisi güzel rüyalardır senin için, kimisi korkunç kabuslar…ama hissedersin güzelliği; kabusuyla,rüyasıyla (kabuslarda güzeldir). pek bir şairane oldu farkındayım; ama bu fotoğraf çok tanıdık ve bu kadar tanıdık olması çok söyleyecek sözüm var demektir. güzel yaşananların anısı var bu fotoğrafta; benim için hem bingöl hem manisa; çocukluğum işte…en güzel günleri; hatırlamıyor insan ağladığı günleri; her ne kadar etkisi hala sürsede…güzel günlerimi hatırlatan bu fotoğrafa bakmak ilk gördüğüm andan beri mutluluk benim için…çekipte bu fotoğrafı paylaşan fotoğrafçıya çokça teşekkürler…

Gönderen: devrimgunyel | Eylül 21, 2007

who

swimming(i like but i dont), reading(this also), watching films(ehhh.. sometimes…), writing(when i getting crazy), listening music(very often…), drawing(but i cant…), playing computer games(but i havent got a good computer sooo..i cant..), going to a doctor(very often, i love white…), drinking coffee(“i want to drink a coffee, yeah lets drink..[after making coffe];i want;but..but..i will..but not now”…this happens everytime), drinking tee (every morning especially after having breakfast.it likes sleeping after sleeping), speaking with my family(when i was younger so much younger than toooodaaaay[i love beatles]), going somewhere like forest alone(could you see any forest??!), eating(lots of times in a day), playing with two or thee year old children(not more than one!,yes i can look after your child :P ), speaking with my friends(but they dont like..), going to school(i love [yeah, i'm in holiday for three months :) ] ), looking photographs(its not important professional or not…), going somewhere i dont know(in turkish “bodoslama” but i dont know how i can explane it =/ ), watching something on youtube(hmm..whats the next?), meeting people from other countries(really!why dont you believe me), living somewhere i dont know their cultures…
……………………………………..

my english?..yes, its not good..sorry =/

listening :

reading : Parfümün Dansı(Jitterbug Perfume) – Tom Robbins
…vişne’nin havuçla işi bittiğinde ortaya çıkan şeydir pancar.
parfümün dansı
…”Normallik uğruna yaşlanmak çok ağır bir bedel.”

Jitterbug Perfume

eating : musli
watching : i cant find anything to watch(no i havent finished yet)
drinking : cold water (hmm lecker..geschmack das lecker..)

Gönderen: devrimgunyel | Eylül 14, 2007

bakalım bunu bitirebilecek miyim yazısı…

evet kaç milyor doloruncu yazı bu yazmaya çalıştığım geldiğimden beri? oldu mu üjyüzbejyüz? engellemeseler vallah billah yazacaktım ama…olmadı işte kısmet mısmet meselesi…

neler yazmak lazım aacaba…anlamadığım anlatacak çok şeyin olması mı yoksa içten içe anlatacak yazacak hiçbir şeyin olmaması mı..bilmem anlamadım.yazının başında…

ve gittim bi yerlere ve yine yazamadım…
ama bunu yediremedim de…

Gönderen: devrimgunyel | Haziran 21, 2007

Acik kalan musluk…

Muslugu acik biraktigimi goren baraj sahipleri# hor kullanimimdan dolayi suyumu kestiler. eger hergun sadece susuzlugumu giderecek kadar su icseydim su anda uzerinde y ve z harflerinin karismis oldugu bu klavyeyi kullanmak yorunda kalmazdim sanirsam. I`nin eksikliginden bahsetmiyorum bile :(

kutuphanede genel bilgilendirme amacli yaziyorum bunlari, merak eden olursa diye.. kutuphanede tam bizim okulun kutuphanesi modunda zaten; internet ve bos masalar 2de aciliyor zaten 6da da kapaniyor. nedense bana hayli ilginc geldi ama… klavyeye bi cozum bulmalari lazim; hadi tamam bu harfler yok sizde ona bi`sey demiyorum, ama y`yle z`yi yanlis yere koymussunuz. kimsa mi soylemedi size bunu. almancam olsa yeminnen ben soylerdim ama, neyse bi ay sonra soylerim belki…internetlerinin cok yavas oldugunuda ileticem unutmadan…

Gönderen: devrimgunyel | Haziran 20, 2007

Sıkıntılı zamanlar…

Dilini bilmediğin bir yerde olmaktan mı, tanıdığın birilerinin olmamasından mı, farklı yemeklerden mi, farklı alışkınlardan mı, farklı bakışlardan mı, farklı sokaklar, farklı hareketlerden mi yoksa gözün arkada kalmasından mı bilinmez; bir türlü uyum sağlayamadım. Kendimi turist gibi hissetmiyorum nedense; gezmiyorum bakmıyorum merak etmiyorum. İnsanlara alışmaya çalışıyorum, yeni yerler görmek için çırpınmıyorum, hiçbir deliliğe imza atmıyorum. Kültürü anlamaya çalışıyorum, kültürel yerleri görmeye gitmiyorum. Sıkılmıyorum ama coştuğumda söylenemez. Hani başlık sıkıntılı zamanlar diyor ama…hangimiz doğru söylüyor acep? yok yok iyidir ya =)

Kitap okuyacak vakitler geldi artık… Sınavlar dedim, erteledim, vaktim yok yoruluyorum dedim mazeret buldum, erteledim… Şimi ise hayli vaktim olmasına karşın daha sadece bir kitap bitirebildim oda incecik bişeydi zaten… Ama bitti değil mi? bu açıdan bakmak lazım sanırsam… Güzel kitaptı vesselam;
godot'yu beklerken
-gidelim.
-gidemeyiz.
-neden?
-godot’yu bekliyoruz.
-dogru.

Yazar amcamız üşenmemiş böyle güzel bi kitap yazmış, kendileri samuel beckett olurlar, kitaplarının adı ise Godot’yu Beklerken. Okunasıdır, ardından hafif bir tebessümle bakılasıdır, sonrasında ise tavsiye edilesidir …

Çinlilere sevgim kabardı bu yaban ellerde; onlar olmasaydı şifresiz bir wireless bulmak çok zor olacaktı gerçekten, bütün internetler şifreliyken bir adet şifresiz mevcut kendilerine ait olduğunu düşündüğüm =) sevgili çinli amcalarım, teyzelerim ve çocukları ve hatta çekik gözlü köpekleri; burdan teşekkürlerimi iletiyorum sizlere… Ama ufak bir sorunumuz var şu ekranın açısını dikleştirdiğimde çekmiyor, boynum çok ağrıyor, bu yüzden bunada bir kolaylık bulursanız çok sevinirim gerçekten… Kendileri aynı olup, çok güleryüzlüler ya almanca bilmiyorlar ya da benim almanca bilmediğimi biliyorlar; bugün çamaşır sererken şu demir çamaşır şeylerinden birine ortak bahçe kullandığımız için kendilerinden biriyle orada karşılaştım; normal bi şekilde sessiz kafaların hafif eğilmesiyle ve ağızdan çıkan mırınkırınla(kendisi günaydın anlamına gelir) sabah selamlaşmamızı gerçekleştirdik. Bi baktım bizim çinli amca geldi ve birşeyler söylüyor, gülümsüyorum ama birşey anlamıyorum, bişeyler söylüyor ama sanırım kendiside söylediklerini duymuyorum aldı ve uzun bir kalası çamaşır şeysinin alt tarafındaki demirlerin üstüne koydu sanırım demek istediği şey “nihat devrilmesin diye bunu koyuyor”du. “porf!” ve nihat kelimelerinden bunu anladım ve kendisine teşekkür ettim. anlaşmıştık işte, evet! :)

bahsi geçen çamaşırlık buna benzer birşey :
bahsi geçen çamaşırlık

İletişimde aslında pek sorun yaşamıyorum, ingilizceye çok benzerliği olmasından dolayı sanırsam söylenileni anlayabiliyorum. Elimde sözlükle dolaşsamda kendisine pek ihtiyaç duymuyorum, bakıyorum paragrafa geçmişiz o zaman araya bir “sorry” sıkıştırıyorum, o zaman ilginç gözlerle bakıp ; “yoksa almanca bilmiyor musun?” diye tepki alıyorum. E ben sabahtan beri niye konuşuyorum o zaman diye de bişeyler seziyorum kendilerinden, ehh o zamanda biraz anlayabiliyorum ama diyorum. O zaman daha yavaş ve basit cümleler kurmaya başlıyorlar. Hergün ekmek aldığım fırındaki teyze ise benim almanca öğrenmem için elinden geleni ardına komaz oldu; hergün yeni bir kelime öğretiyor; ekmek çeşitlerini söylüyor gösteriyor ve gülümsüyor; bende hergün farklı bir ekmekle eve dönüyorum. haftaya pastalara başlarım sanırsam… Pasta demişken; waffle yapan bir yer bulamadım, dört gözle bütün heryere bakıyorum hazır waffle var evet ama waffle yapan bir yer yok, bunun yanında burger king yok, pizza hut yok, kentucky yok : ) evet bir adet McDonalds var ama oda koca yerde bi tane… Daha çok Kebap-Döner-İtalyan Pizza-Makarna-Çin Lokantası mevcut : ) 5 adet dönerci varsa 10 adet pizzacı var; anlayacağınız İtalyanlar önde, Çinli amcalarda atakta valla çin lokantalarıda artıyor(muş öyle diyorlar valla…).

Anam anam izmir etkinliğe doyuyuromuş ;

bakılası..hani varsa imkan gitseniz ne güzel olur valla… yemek götürmek serbest değilmiş, oradan alacakmışsınız ama yemek fiyatlarıda gayet uygunmuş ki şöyleler : şurdan lütfen

yer-yön-tarih :
Yer: Sahilinde kavrulup, denizinde serinleyebileceğimiz; ağaç altındaki çadırımızda dinlenip, rock müziğin çoşkusu ile eğlenebileceğimiz bir yer: Selçuk – Pamucak’ın, Segaş tesisinde.

Yön: İzmir’e 76 km uzaklıkta bulunan Selçuk ‘a karayolu veya demiryolu vasıtasıyla ulaşıp, oradan da yaklaşık olarak 11 km uzaklıkta bulunan Pamucak ‘a düzenlenecek ring seferleri ile ulaşabilirsiniz.

Tarih: 22-23-24 Haziran 2007 ‘de. ÖSS ‘den, finallerden, G8 çukurundan sonra; seçimlerden önce; son yılların en sıcak yazının tam ortasında…

katılan gruplar, etkinlikler hayli göz doyurucu sankim… iyi eğlenceler size..

____________________________________

Ne dinliyorum : Talvin Singh-A.r. Rahman- Mumbai Theme Tune

Ne yiyorum : fındık fıstık

Ne içiyorum : kahvemsi bişeyler

Hava nasıl : valla sıcak

Yağmur yağar mı : yağmaz ya nerdeee…

Ne izliyorum : ötüp duran kuşları

Youtubeda neye baktım demin :

Gönderen: devrimgunyel | Haziran 19, 2007

Başlarkene…

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

Dedi bana, silesim gelmedi…

Aslında hala başlayıp başlamamakta kararsız… Sonuç olarak yazarken elinin ayarını tutturamayan biri; net ortamı, mazallah geçerse birinin eline yazdıkları naapar sonra…

Şimdi öncelikle buraları okumaya başlayan insanoğlu (kerireş’in değimiyle “insanson!” evet bencede çok kötü bir espri ama naparsınız ki oda böyle bir insan…) ; Öncelikle noktalama işaretleri ve dilbilgisi kuralları össden sonra hayli unutulduğu için pek düzgün şeyler beklemeyin… Büyük küçük harf düzeltmek inanın zor geliyor denedim, yazacaklarımı unutuyorum…Bi sürü “…”yla karşı karşıya kalıcaksınız, bu cümlenin sonunu hiç getiremeyen benim gibi bi insanın en sevdiği işaretlerdir kendilerini ünlemden, soru işaretinden, noktadan, virgülden ve aklınıza gelebilecek bilimum şeyden sonra koyabiliyorum…

Ayrıca; her durumda saçmalayabiliyorum..iyi kötü şöyle böyle sabah akşam mutlu mutsuz heyecanlı zartırıpurt romantik deli sinirli alıngan hörteport ve daha nicesi durum… Mantıksız bi sayfa olacak, içerisinde isim yer aldığı için ileride burayı şöyle toptan silebilirim; hani önemli adamların bile böyle muhteşem bilgilerle dolu blogları varmış o yüzden…Öyle bi yer yapmam burayı ama hani öyle adam olursam böyle kaynaklar bırakmıyım ortalıkta dimi =) “bu yazıyı sil” şeyside gördüm aşağıda valla acımam kullanırım heeeeç…

Diğer insanlar nasıl yazıyor buralara acaba merak ediyorum doğrusu… ona göre yazarım diyeceğim ama onuda yapmıyım şimdi…Valla bu satırlara kadar geldiğiniz için hepinizi tebrik ediyorum hani yani iyi başarı valla sağolun…Hayır isimlerinizi falan göreceğinizi bekliyorsanız zor biraz, burda isim vermek istemiyorum yani kötü şeyler bunlar evet…

“başlarkene”olduğu çok belli olan yazımıza ileriki günlerde bi işler çevirirsem yazacağım yani evet sanırım…

yazarken ne dinliyordum : ezo-nurettin rençber

şu sıralar ne okuyorum : schritte-2=P

ne yiyorum yazarken : cips

ya ne içiyorum : koşup bi bardak su alıcam

Gönderen: devrimgunyel | Nisan 29, 2007

diyarbekir mala mına…

hatırlar mısın bu şarkıyı?

hatırlamam mı… küçüksün daha,korkutmamışlar seni askerle polisle;ama onlar inadına kork diye o yazın sıcağında seni kaç kere durdurup indirirler otobüsten suçluymuşsun gibi bakarlar çocuk gözlerine…uzaktan gördü mü onu şoför amca ibo alır bu sözlerin yerini,şimdi nasıl iboya dönmüyorsa otobüsteki dengbejler iboda döndürmüyor sesini…anlamadığın bir dil konuşulur etrafında, bi sürü saklanan yüz,bilirsin gülümsediklerini o sıcaklığı hissedersin görmesende…masanın yerini yer sofraları almıştır..yemekler tepesinde gün ışığının girdiği mutfakta ocakta pişer,en büyük zevk közüne kendi çıkardığın patatesleri atmaktır çocukça…birlikte yaşar insanlar…insanlık daha bi güzel orda…o ineğe seslenişlerini unutamam hala;dayt dedikçe onlar tayt anlarım ben;inekler ne anlar tayttan tişörtten babanne (ki hala aslını bilmem tayt tişört güzel gelir : ) )…beriden gelen kadınlar mı var,bi sürü samanla bi amca;o samanlar amcanın kaç katı!çocuklar çamurla mutlu,eller çamurdan çatlamış,teyzelerinde çamurla tencereleri ovmaktan,küller yardımcıları…gelmeyen arabalar…sen yorgun,eşekler seni taşımaktan yorgun…akşamki silah sesi hala gitmez kulaklarından;alışamamışsındır,onlar ışıkları kapatı normal hayatlarını sürdürürken sen beklemeye..kararmasın hava;duymayayım o sesleri..köpekler usul usul dursunlar yerlerinde…derede ellerin suyun içinde oynarsın;farklı birine bakar çocuklar,çeşmede ablalar sıra bekler,su öyle azdır ki…oysa baraj hemencecik orda;niye elektrik su burda barajın ait olduğu yerde değil?genç abi açar müziğin sesini;diyarbekir mala minaaa…

sonra toprak aldım
birer torba

birer de taş
neneme dedeme götürdüm
mezarlarına ……………………..

« Yeni Yazılar

Kategoriler